22 Eylül 2015 Salı

HATIRA BİRİKTİRMEK


          Bu fotoğrafa baktığınızda ne görüyorsunuz? Biletler, fişler, broşürler, pipetler, çay şekeri, kaşık, ambalajlar, kağıtlar, peçeteler; başka? Mesela kardeşim 'şu kaşıkları ve pipetleri anlamadım ama önemli kağıtlar galiba' dedi, annem beni yine şaşırtmayarak 'bir yığın çöp' dedi, beni yakından tanıyan bir arkadaşım 'senin ıvır zıvır işlerin' dedi. Tabii hepsi yanılmıştı, peki ben baktığımda ne görüyorum?

          Bu fotoğrafa baktığımda anılarımı, mutluluklarımı, ilklerimi, dostluklarımı, lezzetli yemekleri, hoş sohbetleri, heyecanla izlediğim filmleri, uzun yolculukları ve dahasını görüyorum. Eğlenceli bir alışveriş yaptınız ve fişini sakladınız, yıllar sonra çıkarıp baktığınızda ne hissedersiniz? O alışveriş o fişi saklamasaydınız aklınıza gelecek miydi? Şimdi yukarıdaki fotoğtaftan bir şey çekelim, çekiyorum ve bir broşür geldi elime. Neymiş bir bakalım, hmm 2 yıl önce gittiğim bir oyuncak müzesinin broşürü bu. Çok net olmasada hatırlıyorum, Avm'nin ortasında kurulmuştu, bu bir gezgin müzeydi, eski zamanlardan kalma çok güzel oyuncaklar vardı ve ben bakmaya doyamamıştım. Biraz daha düşününce 'şunlardan istiyorum' diye tutturduğumu da hatırladım bak şimdi, heheh. Anılar kendi halinde çok güzel ama bir maddeyle onu bütünleştirdiğinizde unutmuyorsunuz, onun canlı bir kanıtı oluveriyor.
           Pek çok insan bunu yapıyor, pek çok insan da gerçekten bunun çok gereksiz ve boş olduğunu düşünüyor. Herkesin düşüncesine saygı duyuyorum tabii ama gereksiz olduğunu düşünenler şu aldığım lezzeti biraz olsun tatsınlar isterdim..
           Birde bu işin uğraştırıcı olduğunu düşünenler var ve onlara hiç katılmıyorum. Sinema biletini ya da bir fişi eve getirip bir kutuya koymak ne kadar zor olabilir ki?
           Tabii bu işi ben biraz abartmış olabilirim, abartmak benim göbek adım olur da..
           Şimdi size 2 geziden kalanları göstereceğim: biri İzmir, biri İstanbul.


           Bu fotoğraftakiler İzmir gezisinden; geçen yıl satranç turnuvası için gitmiştim ve 1 hafta kalmıştım. Orada geçirdiğim o 1 haftayı hangi cümleyle anlatabilirim bilemiyorum, o kadar güzeldi ki.. Ege Üniversitesi'nin içinde kaldık ve İzmir'in pek çok yerini gezdik ve pek çok güzel anılarım oldu. Şimdi bu fotoğraftan bir şey çekip size komik(kime göre?) bir anımı anlatacağım. Yukarıda bir fiş görüyorsunuz, 'Lc waikiki, Forum Bornova fişi', onu çekiyorum ve anlatmaya başlıyorum: Şimdi biz İzmir'e geldik, hocamız bizi yerleştirdi yurda, saat öğleden sonra 2-3. Yol boyu ve gezi boyu yanımda olan arkadaşla 'hadi gezelim, İzmir'e gelmişiz, zamanı boşa geçirmek olmaz' diyerek çıktık hiç bilmediğimiz yollara. Öncelikle Ege Üniversitesi'nin çıkışını bulma çabamız oldu, bu bize gönderilen bir 'geri dönün' işaretiydi ama biz görmek istemedik. Çıktık ve 'eee, şimdi ne yapacağız?' dedik. Üstün zekamla 'navigasyon açarız' dedim, ama önce gidilecek yer bulmak lazım değil mi? Yaz Google'a 'İzmir'de nereye gidilir' ahahahah :D Pek çok yer bulduk tabii, yarım saat kadar uğraşıp 'Forum Bornova' ya gitmeye karar verdik. Telefondan haritaya baka baka gidiyoruz, tek güvencemiz o. Yürüdük, yürüdük, yürüdük ve yürüdük, yok yol bitmiyor. Soralım diycez, yolda bizden başka insan yok. Dönsek o kadar yola yazık, tam bu sırada birini gördük ve çölde su bulmuş gibi bu kızcağıza doğru koştuk, sağolsun bize çok yardım etti, en önemlisi sakinleştirdi. Doğru yoldaymışız ve çok az kalmış. Sonra bizi hastanenin orada bıraktı, yol tarifini anlatmasına rağmen biz dibimizdeki Forum'u bulamadık. Dikkatle heryeri inceledim, yakındaydı hissediyordum :D Ve poşetli insanları gördük, gelenleri ters olarak takip ederek bir aralıktan geçtik, ve karşımızda Forum. Yani girmesek bile olurdu, bulmak bile yetmişti. Koskoca yeri sanki gizli bahçe gibi saklamışlar, yok ara yollar falan -,- Neyse girdik, gezdik. Lcwaikiki'den bir çorap alıp döndüm, o kadar yol bir çorap içindi işte, siz anlayamazsınız :D Pekala hikaye burada bitiyor mu? Aaaa ayıp ettiniz, biter mi! Geliş yolunun dönüşü yok mu? Saat olmuş akşam 9-10 ve 11'de kaldığımız yerde olmalıyız. Evet, geldiğimiz yolda sadece arabalar olduğu için oradan vazgeçtik ve üniversitenin içinden gidelim dedik. Ama üniversitenin girişini bulamadık, bu üniversitenin girişi ve çıkışı canımıza tak etmişti doğrusu. 'Boşver, gel duvara tırmanacağız' fikri de kimden çıkar tahmin etmişsinizdir. Tırmandık ve girdik içeri, yine olsa yine yaparım, eğlenceliydi de yaa :D Evet, çok güzel tırmandık, ya şimdi? Günlerden Pazar ve üniversitenin içinde bir insanın i'si bile yok. O kadar ıssız, o kadar boştu ki şaşılacak şekilde! Aşağı doğru geldiysek yukarı doğru yürümeliyiz dedik ve bir bir binaların önünden geçtik, o köpek havlama ve ulumaları da hiç korkutmadı yani bizi hiiç!:( Yine yürüdük, yürüdük ve yürüdük, bulamayacağız dedik, hafiften gözler doldu, ne yapalım beğendiğimiz bir bölüm binasının önünde uyurduk artık.. Ve yani ben buna Allah'ın işi diyorum, 1 saat yürüdük ve havlayan köpekleri bile görmedik sonra karşımıza bizle aynı yere giden bir kız çıksın, dolaşmaya çıkmış. Ve mutlu son.. Bu sene de turnuvaya gidersem aynı rotayı takip edip bilmeyenleri korkutayım diyorum, şaka tabii, ikinci kez yaşamayı kaldırmaz bu kalp. Siz siz olun bilmediğiniz yollara bilmeyenlerle çıkmayın, tabii bunu ben demesem çıkacaktınız sanki.. :D  Şimdi ben bu fişe her baktığımda bu yazdıklarımı görüyorum, anlayamanlar daha iyi anlamaya başladı bence ;)


             Ve bunlar da İstanbul gezisinden. Geçen sene Güney Kore'den yaklaşık 5 yıldır net üzerinde konuştuğum arkadaşım beni ziyarete geldi. Gelmesi dolayısı ile 1 haftalık bir gezi planı yaptık ve bir turistin en çok görmeyi istediği ilk yer 'İstanbul'. 3 gün İstanbul'u gezdik, sanırım her saniyesinde ayrı bir anlatacak şeyim var. Mesela bir tane çekelim, 'Galata Kulesi giriş bileti.' Girmek için en az yarım saat kuyrukta bekledik; bekleme selfieleri, seyyar satıcılardan alınan yiyecekler, oturmalar, kalkmalar, bitmeyen bir sıraydı. Sonra gezi rehberimiz Betül'ün burası hakkında söylediği birşey vardı, buraya kimle çıkarsan onunla evlenirmiymişmisin, mutlu mu olurmuşsun öyle birşey. Bakın ilkimi size kullandım, bakın size kullandım demelerini unutmuyorum. :D Kulenin zirvesine tırmandığımızda manzaranın keyfini çıkarırken nerede bu bizim turistler deyip onları ararken içeride Türk kahvesi içerken bulduk, yapılacak iş değildi..

             İşte böyle, henüz 21 yaşındayım ama düşündüğümde beni mutlu eden sizlere anlatabileceğim yüzlerce anım var. Anlatabiliyorum çünkü hatırlamama yardım edenler var, değersiz görünen ama içindeki değeri benden başkasının göremediği..

2 yorum:

  1. Yine dolu dolu bir yazı , birçok güzel anı, ben de biraz biraz yapıyorum, umarım sizin gibi büyüdüğümde küçük hatıralarla büyük mutluluklar yakalayabilirim...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkür ederim. Ne güzel senin adına, ne kadar erken başlarsan o kadar iyi ;) Ve ne kadar güzel demişsin; küçük hatıralarla büyük mutluluklar yakalamak, yazının başlığı olmaya aday bir söz. :))

      Sil