17 Eylül 2015 Perşembe

INSTAGRAM II

         İlk instagram yazısını yazarken o kadar çok eğlendim ki ikincisini yazmak için bekleyemedim.
         Tarih atan meşhur stampımı biliyorsunuzdur, bilmiyorsanız şu yazımda görebilirsiniz, tık. O kadar çok almayı istiyordum ki bu stampı alınca ne yapacağımı bilemedim. Kağıtlara basmayı bitirdim, gökyüzününe geçtim. Fotoğrafı 'Aillis' uygulaması ile yaptım.


         Sevgili Betül'den gelen doğumgünü hediyeleri. Betül'ün doğumgününü en son ben kutlamıştım, o da benimkini en son kutlayan oldu; ikimizde bunu planlamadık, uzakta olunca böyle oluveriyor. Bana öyle cici şeyler almış, öyle güzeller ki kullanmaya kıyamıyorum hiçbirine, sonra kullanmazsam hediyenin anlamı mı kalır deyip azcıcık kullanıveriyorum. Şu herkesin elinden düşmeyen büyükler için boyama kitaplarından hiç almamıştım, Betül ilkimi almış oldu, tabii annem onu benden kapmış olabilir ama merak etme Betül evlerin olduğu sayfayı anneme bırakmadım. ;)

         Efe benim kadar kahve içmez. 'Kahveyi neden sevmiyorsun?' diye sürekli homurdanırım ben ona. O da bana Portekiz'de, Fransa'da içtiği kahveleri anlatır, kahve onlardır der. Espresso sever, Türkiye'de ki çoğu cafe espresso isteyince koca bir fincan sade kahve getirdiği için büyük hayal kırıklığı yaşar Efe, espressodan da soğumuştur. Ona kahve içirtmek için çok uğraşıyorum, sevdiği tadı bulmak için cafe araştırmaları ve dikkatli menü incelemeleri yapıyorum. Evde ise birkaç espresso denemem oldu, çoğunu sevdi ama hadi bana bir daha yap demedi. :D İşte böyle çaresizlikler içindeyken Efe'ye birkaç kez Türk kahvesi yaptım, ilk önceleri içmem desede şimdilerde her yapışımda bana eşlik ediyor. Birlikte içebileceğimiz bir kahve bulmak ne büyük mutluluk bir bilse, biliyor aslında da bunları okuyunca daha çok biler belki :P
         Fotoğraftaki fincanları Efe bana Portekiz'den almıştı. Ara ara çıkarıyorum Efe bize gelince, yine çıkardım ve Türk kahvesi yaptım. National Geographic dergisinin 1995 September sayısını okuyoruz, orjinal dilinde olduğu için bu dergileri Efe ile okumayı tercih ediyorum, takıldığımda söyleyiveriyor.

         Ailem ve arkadaşlarımla hep birlikte çimlerde oturuyorduk. Sohbet, çay, çekirdek ve bolca mutluluk vardı. Şeyma'nın kafasında ise başka şeyler dolanıyordu, bu güzel ortamı nasıl fotoğraflayabilirdi, doğayı nasıl kullanabilirdi? Bunları düşünürken çitler takıldı gözüne, araları kaç cm acaba dedi, sanki fazla boş kalmış dedi. Yanından ayırmadığı bir dünya kalemden kedi uçlu olanı seçiverdi, çitlerin arasında olsaydı nasıl olurdu ki dedi..

         Yirmilik diş ağrısıyla uyanan Şeyma'nın üzgün suratlı ve şapkalı dişi. Yaşayan bilir bunu, ne yaşadığımı yazmaya güç bırakmadı bende. Haplarla duruyorum, doktor çekilmeli diyor. Öff ve pöff!

         Ne! 5 fotoğraf oldu mu? Kim koydu ki bu kuralı ya? -,-

4 yorum:

  1. Ben de okurken çok eğlendim :-)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bunu duymak ne güzel Dilara! Umarım eğlenerek okuyacağın nice Instagram yazılarım olur. :))

      Sil
  2. Bayıldım, çok samimi sevecen bir dille yazmışsın, seni seviyorum💕💕💕💕

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok mutlu oldum, çok teşekkür ederim ^.^

      Sil