10 Ağustos 2015 Pazartesi

GÜNEY KORE İLE MEKTUP ARKADAŞLIĞI (PART 3)

       Yağmurlu bir günden herkese merhabalar,


        Güney Kore ile mektup arkadaşlığı konusuna 3. kısımla devam ediyorum. İlk kısımda gönderdikleri eşyaları, ikinci kısımda mektupları göstermiştim. Bu kısımda ise gönderdikleri yiyeceklerden bahsedeceğim. Bu güne dek pek çok yiyecek aldım Kore'den fakat bir süre sonra kaplarını saklamayı bıraktım, resimde gördükleriniz sakladıklarım veya yiyemediklerim.
        Aslında Kore'den yiyecek almak beni çok mutlu etmiyor, abur cubur konusunda vasatlar ve bazı ürünlerinde domuz yağı vs. si çıkabiliyor. Bunu en yakın arkadaşlarım bildiği için artık yiyecek yollamıyorlar; kahve, çay ve şeker hariç. İlk mektuplaştığım zamanlar bu yiyecekler beni çok heyecanlandırıyordu fakat yiyemediğimde ya da tadını sevmediğimde üzülüyordum, böylelikle zamanla yiyeceklerine olan heyecanım da kayboldu gitti. Ürünlerin ambalajlarını çok beğendim, bu konuda başarılı olmaları kaçınılmazdı zaten; bazen arkadaşlarıma ambalajlarını hediye ediyorum, çok hoşlarına gidiyor. :)
        Ürünler üzerinden anlatayım biraz da;

         Hehheh, bunlar yosun. Gülüyorum çünkü bu yosunlarla çok macera yaşadık. Kocaman bir paketin içinden 10 tane mini yosun paketi çıktı. İlk olarak annemle kimbap, suşi tarzı birşeyler denedik; baya vasattı. Yosunun kokusuna dayanamadığımız için yiyemedik desek daha doğru olur, gerçekten ağır bir kokusu vardı. Daha sonra arkadaşlarıma verdim birkaç paket, yapmadıkları şey kalmadı bu yosuncuklara. Elimde hala 4 paket var, isteyen? :D

        Portakallı minik şekerler, severek tükettim bunları. Çok lezzetliydiler, portakal aroması oldukça yoğundu. Ambalajını ayrıca çok sevdim.

        Bildiğimiz kahve tadındaydı, içeli uzun zaman oluyor, çok hatırlamıyorum.

        Ahhh, ne mutlu olmuştum bunu alınca! Yemek için sabırsızlanıyordum ki domuz katkısı olabilir dedi yollayan arkadaş :/ Yiyemedim tabii, süs olarak duruyor bir köşede.

        Gelelim Kore çaylarına, ben hiç sevemedim bu çayları. Yeşil çay desen değil, bizim çayla ilgisi yok, bitki çayı değil. Rahatsız edici bir kokusu var ve tadı da pek iyi değil.

        Bu çikolataların ambalajlarını çok sevdim, çok şekerler! Bundan da hiç yemedim, yiyesim gelmedi.

        Korelilerin bolca tükettiği kek bu. Bundan yemiş miydim hatırlayamıyorum, bir paket açılmış ama..

        Bu da cips, kraker gibi birşey. Pirinçleri birleştirip kızartmışlar sanırım, minik minik pirinç topları. Yemediğim ürünler kervanından..

        Sonuç olarak yosun, çay, kahve ve şeker yedim. Belki yiyebilsem aralarında çok beğeneceğim ürünler çıkardı fakat alıp elime uzun uzun bakıp incelemekten öteye geçemedim. Aslında bu Kore'ye özgü birşey değil, yurtdışından gelen her ürüne böyle yaklaşıyorum ben, yiyesim gelmiyor. Domuz yağı olmadığını bilsem de yiyemediğim oluyor, nedenini bilemiyorum. Haaa siz bana kahve deyin, çay deyin, sakız - jelibon - şeker deyin işte o zaman benden kaçamaz..
        Yabancı ülkelerin bu çeşit yiyeceklerine sizin bakış açınız nedir? Siz benim yerimde olsanız bunları yer miydiniz? Domuz yağı olma olasılığı olan herhangi birşeyi yiyebiliyor musunuz? Merak ediyorum başkalarının düşüncelerini, buradan ya da instagramdan bana cevaplarınızı yazın, olur mu? :)
        Güzel lezzetlerin sizi musmustlu etmesi dileğiyle hoşçakalın..

1 yorum:

  1. O halde ilk yorum benden ! :)
    Ambalajları yanıltıcı olabiliyor. Her ne kadar sevimli olsalarda bizler için helal değil çoğusu. Üzülerek bi köşede sakladığım abur cuburlarım var. Rusyadan Tayvandan Finlandiyadan. İnsan yiyemeyince daha çok üzülüyor. Telafisini Darusselamdan gelenlerle yapıyorum ehehhe
    Bakıyorum helal yazıyor sonrası zaten ham!!

    YanıtlaSil